Evrimsel Açıdan, Bebeğin İşlevsiz Bir Şekilde Ağlaması Olası Değildir. Çünkü Sistemin Çalışabilmesi İçin Bebek "Yalancı Çoban" Olmamalıdır.
Bebek Kolik (infantil kolik)durumu, sağlıklı ve yeterince beslenmiş olan, ancak 5 aydan büyük bebeklerde ortaya çıkan aşırı ve teselli edilemez ağlama ve huzursuzluk durumu olarak tanımlanır. %15-25 oranında görülen bu durum, genellikle 4-5 ay içinde kendiliğinden düzelir ve zararsız bir davranış bozukluğu olarak kabul edilir.
Tanı, genellikle (değiştirilmiş) Wessel kriterlerine dayanır; bu kriterler, önceki haftada en az 3 gün boyunca günde en az 3 saat süren ağlama durumunu içerir.
Bebekler, temel seviyede beyin sapı refleksleri ile fonksiyonlarını sürdürürler doğal olarak ;çünkü, üst düzey inhibe edici modülasyon yapıların henüz yeterince gelişmemiştir. Bu da, bedendeki herhangi bir düzensizliğin bu sistemdeki sapma ile aynı seviyeden kaynaklanabileceği anlamına gelir. Kolik ile yaygın olarak ilişkilendirilen semptomlar, literatürde dağınık bir şekilde bulunabilir, ancak bu konuda az araştırma yapılmıştır. Bu semptomlar şunları içerir:
Asimetrik duruş (C-eğrisi) ve kafa tercihi, hatta uyurken bile, bu durum gelişimsel plajiosefali/braşiosefaliye (kafa şekil bozukluğu) yol açabilir.
Ekstansör hipertonisite ve psödo-opisthotonik duruş(kendini kasma ve sık sık başı arkaya atma hali ya da başı tutuyormuş gibi görünme)
.
Üst servikal hareket/eklem disfonksiyonu, kas gerginliği ve oksipital hassasiyet(Boyun kaslarında ).
Yüksek düzeyde stres ve stres uyarılması.
Emzirme zorlukları.
Regürjitasyon/Ger(d), bağırsak krampları gibi gastro-intestinal (sindirim sistemi) rahatsızlıklar ve bunlara kabızlık veya dışkılama zorluğu eşlik edebilir.
Bu semptomlar bir arada ele alındığında, kolik aslında vestibüler ve otonom sistemlerin düzensizliğine işaret edebilir. Bu düşünceyle birlikte, infantil kolikin beyin sapı seviyesindeki altta yatan fizyolojik düzensizliğin davranışsal bir ifadesi olabileceği olasılığı büyük ölçüde keşfedilmemiştir.
Bu çalışmadaki testleme uygulamanın yapıldığı klinik tarafından oluşturulmuştur. Hafif ritmik vestibüler(yerçekimi içinde hareket, sallanma, zıplama, dönme gibi) uyarımın rahatlatıcı ve yatıştırıcı bir etkisi olduğu bilinmektedir. Buna karşın, aşırı vestibüler uyarım genellikle rahatsızlık verici olabilir ve baş dönmesi, mide bulantısı veya hatta kusmaya yol açabilir. Bu nedenle, bir bebeğin hafif vestibüler uyarıma iyi tepki vermemesi, vestibüler hiperaktiviteye (bu sisteminin aşırı hassaslaşması) olası bir işaret olarak alınabilir.
Vestibular Sisteme Dair Değerlendirme için şunlar göz önünde bulundurulmuş
(A)Bebeğiniz araba yolculuğu sırasında sakinleşmiyor ya da uyumuyorsa, bu vestibüler hiperaktivitenin olası bir işareti olarak kabul edilebilir. Bebeklerin sakinleşmeleri ve uyumaları için beşikte ya da taşıma askısında sallanması dünya çapında yaygın bir uygulamadır. Araba yolculuğu, genellikle kolik olmayan bebeklerin seyahat sırasında uykuya dalması nedeniyle benzer bir yatıştırıcı etkiye sahip olabilir. Bazı çaresiz ebeveynler, bebeklerinin çığlıklarını durdurma umuduyla kolik olan bebeklerini akşam araba gezintilerine çıkarmaktadır. Birçok durumda bu yöntem işe yarıyor gibi görünse de, araştırmalar bu konuda kesin sonuçlar sunmamaktadır. Bazı ebeveynler, bebeğin yalnızca araba hareket halindeyken sakinleştiğini, ancak trafik ışığında her durduğunda çığlıkların yeniden başladığını bildiriyor. Bu, yatıştırıcı bir etkiyi indüklemek için sadece araba titreşimi ya da beyaz gürültünün değil, hareketin önemli olduğunu göstermektedir.
(B)Bebeğiniz, göğsünüze yaslandığında ya da kolunuzun kıvrımında taşınırken, hızlı bir tempoda yürürken bile sakinleşmiyor veya uyumuyorsa, bu vestibüler hiperaktivitenin bir başka olası işareti olarak kabul edilebilir. Bir fare ya da kedi annesi, yavrusunu taşımak istediğinde, ağzıyla tutarak yeni bir yere götürür. Yavrular, bu esnada gevşeme, ultrasonik vokalizasyonların (farelerde) azalması ve kalp hızının düşmesi ile karakterize edilen bir memeli sakinleşme refleksi sergiler. Bu değişiklikler, parasempatik sistem ve beyincik tarafından yönetilir ve farelerde dokunsal ve proprioseptif uyaranlara bağlıdır.
İnsan bebekler de taşınmaya benzer bir sakinleşme yanıtı gösterir; örneğin, istemli hareketlerde, kalp hızında ve ağlamada azalma görülür. Bununla birlikte, bu yanıtın, annenin yalnızca oturup bebeği tutması sırasında değil, hızlı bir tempoda yürümesi sırasında çok daha güçlü olduğu gözlemi, vestibüler uyarımın en azından eşit derecede önemli olduğunu göstermektedir. Kolik bebek annelerinin birçoğu, bebeklerinin aşırı derecede ağladığını inkâr eder (kimse kolik bir bebeği veya sürekli ağlayan bir bebeği olsun istemez). Ancak, daha fazla soru sorulduğunda, bebeği neredeyse tüm gün kucaklarında taşımaları gerektiğini ve bunu yapmazlarsa bebeğin ağlayıp huzursuz olacağını söyleyebilirler. Bu durum, Esposito’nun taşımayı bırakır bırakmaz sakinleşme yanıtının durduğu gözlemiyle uyumludur. Eğer bebek, annenin göğsüne yaslanmış halde hızlı adımlarla yürürken bile sakinleşmiyorsa, bu vestibüler hiperaktiviteye işaret edebilir.
(C)Bebeğiniz göğsünüzde uyuyakaldığında, sırtüstü şekilde beşiğe yatırmaya çalıştığınızda uyanıp ağlamaya başlıyorsa, bu vestibüler hiperaktivitenin bir işareti olarak değerlendirilebilir. Bu durum (E) maddesiyle de ilişkilidir. Ebeveynlerin yaygın gözlemlerinden biri, kolik bebeklerin sırt üstü yatarken rahatsız olmalarıdır. Bebek ebeveynin göğsüne dik bir şekilde yaslanmışsa, özellikle ebeveyn hafifçe arkaya yaslanıyorsa, nispeten sakin kalabilir veya hatta uyuyabilir. Ancak bebek nazikçe yatırıldığında bile birkaç dakika içinde çığlıklar başlayabilir (Moro refleksi özelliklerini göstermeden). Bazı ebeveynler, geceleri yatakta yarı dik oturarak bebeklerini göğüslerinde uyutmayı tercih edebilmektedir. Uyuyan bebeğin sırtüstü şekilde beşiğe yatırıldığında uyanmadan uyuması mümkün değilse, bu yerçekimine göre farklı pozisyonlarda yatışın etkilerinden dolayı vestibüler hiperaktivitenin bir işareti olarak kabul edilebilir.
(D). Bebeğiniz uyurken bir çığlıkla uyanıyor ve Moro refleksi belirtileri gösteriyorsa, bu vestibüler hiperaktivitenin olası bir işareti olarak kabul edilebilir. Birçok ebeveyn, kolik bebeği uyuduktan sonra birden çığlık atarak uyanabileceğini ve bu durumun Moro refleksi özelliklerini taşıdığını belirtmektedir. Bu davranışın yüksek bir ses gibi dışsal bir uyaranla tetiklenmemesi ve Moro refleksinin, irkilme refleksinin aksine, esasen bir vestibüler refleks olması nedeniyle, bu davranış vestibüler hiperaktivitenin bir işareti olarak kabul edilir. Bazı ebeveynler, bebeklerini kollarında taşırken merdivenlerden indiklerinde, her adımda bebeğin çığlık attığını bildirmektedir. Diğer anneler ise bebeğin emzirmeye hazırlanmak için sandalyeye oturdukları anda çığlık attığını tarif etmektedir. Bu tür gözlemler, bu bebeklerde Moro refleksine olan vestibüler eşik seviyesinin düşük olabileceğini düşündürmektedir. Uyurken, bebeğin ani bir düşme hissi yaşadığı, sanki zemin altından çekiliyormuş gibi hissedebileceği tahmin edilmektedir.
(E). Bebeğiniz, bir araba koltuğunda eğimli bir pozisyonda yattığında, bir beşikte sırtüstü yattığından çok daha rahat ve huzurlu hissediyorsa, bu vestibüler hiperaktivitenin bir işareti olabilir. Bu durum, (C) maddesiyle de ilişkilidir. Birçok ebeveyn, bebeklerinin araba koltuğunda (örneğin Maxi-Cosi) yaklaşık 30 derece eğimli bir açıda yattığında çok daha rahat olduğunu ve daha iyi uyuduğunu belirtmiştir. Eğik bir açıda (yaklaşık 30 derece) yattığında, lateral yarım daire kanallarının pozisyonunun yaklaşık olarak dikey olduğu ve dolayısıyla uyarıcılara karşı daha az duyarlı olduğu varsayılmaktadır. Diğer nispeten stabil pozisyon, lateral kanalın yaklaşık olarak yatay olduğu, ebeveynin göğsüne karşı öne eğimli (yaklaşık 30 derece) bir pozisyondur.
Bu çalışma, kolik ve kolik olmayan bebeklerden oluşan bir örneklem üzerine kurulmuştur. Katılımcılar arasında, ortalama yaşı 6,4 hafta (SD 4.64; 1-35 hafta arası; %68,3 erkek, %31,7 kız) olan 120 mutsuz bebek yer almıştır. Bebekler, kolik semptomları için kayropraktik kliniğine başvurmuş ve sıkı oksipital/üst servikal kasları gevşetmeyi hedefleyen oldukça nazik bir yöntemle tedavi edilmiştir. Sigorta kapsamına girmediği için finansal nedenlerden dolayı tedaviyi erken bırakan 5 bebek çalışmadan çıkarılmıştır. Katılımcı bebeklerin tamamı, önceki haftada 3 gün boyunca günde 3 saatten fazla ağlama belirtilerini tanımlayan değişmiş Wessel kriterlerini karşılamıştır.
Tedavide, sıkı oksipital/üst servikal kasları gevşetmek amacıyla, yaylı bir refleks cihazı (J-Tech cihazı, sıfır ayar) kullanılarak ilgili noktalara hafif, titreşimli uygulamalar yapılmıştır. Bu cihaz ve benzerleri, daha yüksek ayarlar kullanılmasına rağmen, kas-iskelet sistemine yönelik kayropraktik tedavilerde yaygın olarak kullanılır.
Kolik bebeklere haftada iki kez olmak üzere ortalama 4 kez tedavi uygulanmıştır. Tedavi, (1) ebeveynlerin bebeğin genel durumunda tatmin edici bir iyileşme bildirmesi ve (2) tedaviyi uygulayan kayropraktistin oksipital/üst servikal kaslardaki sıkılığın gevşediğinden emin olmasıyla sona ermiştir. Kontrol grubu olarak, ortalama yaşı 7,5 hafta (SD 3.72; 3-22 hafta arası; %47 erkek, %53 kız) olan, mutlu ve kolik olmayan 117 bebek seçilmiştir. Bu bebekler, ücretsiz kontrol programına katılmak üzere kliniğe başvurmuşlardır.
Çalışma, kolik bebeklerin 1–4, 5–8, 9–12 ve >13 haftalık olmak üzere dört yaş grubuna ayrılmasını içermektedir.
Bebeklerde kolik üzerine yapılan pek çok araştırma, aşırı ağlamaya odaklanmıştır; çünkü bu durum, özellikle ebeveynler için en sıkıntılı yön olarak görülür. Son bir inceleme, 3 aydan küçük bebeklerde normal ağlama süresinin ilk 2 hafta boyunca günde ortalama 2 saat olduğunu, 6. haftada hafifçe artarak 2 saat 15 dakikaya çıktığını ve 12. haftada 1 saat 10 dakikaya düştüğünü ortaya koymuştur. Bununla birlikte, ağlama süresi büyük bir çeşitlilik gösterebilir; bazı bebekler günde yarım saat kadar az ağlarken, diğerleri çok daha uzun saatler boyunca ağlayabilir.
Kolik nedenine ilişkin hem patolojik hem de patolojik olmayan çeşitli öneriler sunulmuştur. Bunlar şunları içerir:
İnek sütü veya fruktoz intoleransı gibi beslenme nedenleri,
Gastroözofageal reflü hastalığı (GER(D)),
Nörogelişimsel problemler,
Davranışsal sorunlar,
Zor bir mizaç,
Geçici hiperaktivite,
Bağırsak olgunlaşmamışlığı,
Aşırı/eksik beslenme,
Otomatik sinir sistemi dengesizliği ve stresin yüksek olduğu durumlar.
Bunların hiçbiri kesin olarak kanıtlanmamıştır. Belirgin bir tedavi eksikliği nedeniyle yönetim stratejileri, ebeveynlere güvence verilmesinin ve sosyal destek sağlanmasının önemini vurgular.
Bebeklerde kolik, genellikle tanınabilir bir patoloji olmaksızın, normal ağlama davranışının uç noktası olarak kabul edilir Ancak, bu hem evrimsel hem de enerji açısından pek olası değildir. Bebekler ağlayarak ebeveynlerine rahatsız olduklarını ve ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini, bu ihtiyaçların fizyolojik ya da duygusal olabileceğini ifade ederler. Bebek ağlaması yüksek duygusal etki taşıdığından, ebeveynler genelde bu durumu göz ardı edemezler. Normalde bu, bebeğin ihtiyaçlarının karşılanmasını teşvik ettiği için faydalıdır ve ihtiyaçlar karşılandığında ağlama ve huysuzluk sona erer.
Evrimsel açıdan, bebeğin işlevsiz bir şekilde ağlaması olası değildir. Çünkü bu sistemin çalışabilmesi için bebek "yalancı çoban" olmamalıdır. Enerji açısından da ağlama, sakin uyuma haline göre 20 kat daha fazla enerji gerektirdiği için mantıklı değildir.. Bu enerji, büyüme için harcanabilirken, sebepsiz yere ağlamada boşa harcanmamalıdır.
Diğer yazarlar, kolik davranışlarının olası nedenleri arasında aile içi ilişkilerin dinamikleri ve yetersiz ebeveyn-bebek etkileşimine işaret etmişlerdir.. Ancak bu da, bir ikiz çiftinin bir üyesinin kolik olurken diğerinin olmaması gibi yaygın bir gözlemi açıklayamaz. Bu nedenle, tüm bebeklerin ağladığı varsayımını kabul etmek yerine, bebeklerin bir sebepleri olmadan ağlamadığı, yani rahatsızlıklarını veya ihtiyaçlarını işaret ettikleri ve ebeveynlerini ilgilenmeye çağırdıkları fikri üzerinde durmalıyız.
Bu, kolik bebekleri farklı bir perspektife yerleştirir. Eğer ağlama, dereceli, özgül olmayan bir sıkıntı işareti ise, soru şu olur: Neden bu kadar yüksek bir yüzde (15–25) bu kadar rahatsız ve sıkıntı içindedir?
Bu çalışma, kolik bebeklerin yalnızca çok ağlayan bebekler olmadığını, aynı zamanda altta yatan vestibüler hiperaktiviteye dair klinik kanıtlar gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu hiperaktivitenin nedeni, vestibüler sistemin üst servikal propriosepsiyon ve görsel sistem tarafından düzenlendiği gerçeğinden çıkarılabilir. Ancak küçük bebeklerde, görme sistemi henüz olgunlaşmamış olduğundan görsel bakış ve vestibülo-oküler refleks önemli bir rol oynayamaz. Bu nedenle, küçük bebeklerde vestibüler düzenleme esas olarak üst servikal propriosepsiyona bağlı olabilir.
Üst servikal segmentlerden ve aksiyel yapılardan gelen afferent proprioseptif girdiler, vestibüler çekirdeklere ve dolaylı olarak medial serebellar korteks ve Purkinje hücrelerine projekte olur. Bu Purkinje hücreleri, fastigial çıktı çekirdeği üzerinde inhibitör bir rol oynadığından, medial serebellumun vestibüler sistem üzerinde inhibitör bir düzenleyici etki göstermesine olanak tanır.. Serebellum tarafından hafif, subklinik bir azalmış inhibisyondan bile vestibüler hiperaktivite durumu ortaya çıkabilir .
Sonuç olarak, doğum sırasında edinilmiş olabilecek sıkı suboksipital kaslardan kaynaklanan anormal proprioseptif trafik, vestibüler çekirdeklerde ve medial serebellumda disfonksiyon ve hiperaktivite için bir mekanizma sağlayabilir. Bunun tersine, sıkı kasların gevşetilmesini amaçlayan bir tedavi, düzenli proprioseptif akışı geri kazandırabilir ve medial serebellumun vestibüler çekirdekler üzerindeki inhibitör düzenlemesini normalleştirmeyi kolaylaştırabilir.
Bu çalışmada, üst servikal kas gerginliğinin hafif bir titreşim yöntemiyle gevşetilmesi, vestibüler skorun %96,5 oranında azalmasıyla ilişkilendirilmiş ve bu da vestibüler hiperaktivitede azalma ve vestibüler düzenlemede bir iyileşme anlamına gelmiştir. Tedavi edilmeyen kolik bebeklerden oluşan bir kontrol grubunun yokluğunda bu azalmanın, uygulanan tedaviye kesinlikle atfedilebileceği söylenemez. Ancak, gözlemlenen azalmanın, kolik gibi kendi kendini sınırlayan bir bozukluğun doğal seyrini yansıttığı olası değildir. Çünkü dört yaş kategorisinin tamamında, hem gerekli tedavi sayıları hem de vestibüler skor azalması, yaşa bağlı olmayacak şekilde birbirine oldukça yakın çıkmıştır.
Ayrıca, 2 haftalık tedavi sonrasında, 1–4 hafta kategorisindeki bebekler artık 3–6 haftalık olmuştur. Bebek koliklerinin en sık görüldüğü yaş grubu dikkate alındığında, bu azalmanın bozukluğun doğal seyrini yansıtmadığı açıktır. Bu nedenle, belgelenen vestibüler skor azalmasının uygulanan tedaviden kaynaklanabileceği makul görünmektedir. Eğer öyleyse, bu durum merkezi nöromodülasyonun yalnızca dış kulağın cymba bölgesine yapılan kesisel titreşimsel stimülasyon ile değil, aynı zamanda suboksipital kasların benzer duyusal stimülasyonu ile de, en azından bebeklerde, başarılabileceğini gösterebilir.
Vestibüler sistem embriyonik gelişim sırasında erken dönemde ortaya çıkar. Vestibüler çekirdekler, birçok düzenleyici süreçteki merkezi rolleriyle uyumlu olarak, diğer beyin sapı çekirdeklerine geniş projeksiyonlar yapar.. Bu, mevcut herhangi bir vestibüler düzensizliğin, özellikle otonom sistemin çekirdeklerineyayılarak, giriş bölümünde listelenen belirtilere benzer bir dizi semptoma yol açabileceği anlamına gelir.
Bu çalışmanın güçlü yanları arasında, beş maddelik vestibüler indeksin klinik ortamda kolayca uygulanabilir olması ve kolik bebekler ile kolik olmayan bebekler arasında %87,2'lik anlamlı bir farkın belgelenebilmiş olması yer alır. Günümüzde bebek kolikleri tanısı genellikle bir dışlama tanısı olarak yapılır. Burada sunulan vestibüler indeks, doğrulanır ve geçerlilik kazanırsa, belirli ve nesnel kriterlere dayalı bir klinik tanının yapılmasına olanak sağlayacak bir araç olarak geliştirilebilir.
Bir zayıf noktası ise tedavi edilmemiş kolik bebeklerden oluşan uygun bir kontrol grubunun olmamasıdır. Ancak, ebeveynlerin bebeklerini tedavi amacıyla getirdiği bir klinik ortamda kontrol grubunun seçimi etik olmayacak ve uygulanması mümkün olmayacaktır. Gelecek araştırmalar için, yönün yalnızca aşırı ağlama davranışına odaklanmanın ötesine geçip, aynı zamanda beyin sapı seviyesindeki olası düzensizlik semptomlarını da içermesi gerektiği önerilmektedir.
Kolik bebekler sadece çok ağlayan bebekler değildir. Beyin sapı seviyesinde düzensizlik anlamına gelen altta yatan vestibüler düzensizliğe dair klinik kanıtlar da göstermektedirler. Üst servikal kas sıkılığını düzeltmeyi hedefleyen titreşimli proprioseptif stimülasyon yoluyla yapılan nazik tedavi, vestibüler hiperaktiviteyi azaltmada ve beyin sapı düzenlemesinde iyileşme sağlamakta etkili olabilir. Burada sunulan klinik vestibüler indeks, objektif ve pratik bir bebek kolik tanısı için bir araç geliştirme potansiyeli sunmaktadır.
Buradaki yazı aşağıdaki orjinal çalışmanın çevrilmesi ile burada kullanılmıştır.
ORIGINAL RESEARCH article
Front. Pediatr. , 28 May 2021
Sec. Pediatric Neurology
Volume 9 - 2021 | https://doi.org/10.3389/fped.2021.668457